mansur's profileMansur SAys,,,PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
"Bir SPACE gezdim hayatım değişti" diyeceğiniz bir SPACE varsa "işte bu o" derdim ama o kadar iddialı değilim:) Umarım yazılarım size keyif vermiştir! Ziyaretiniz için çok teşekkür ederim:))
Jussara Lunawrote:
Hi, friend Mansur! Have a nice day!
Hugs, Jussara
Mar. 13
alanınızı daha öncede ziyaret etmiştim ama şimdi çok daha güzel olmuş
kaleminize,yüreğinize sağlık.başarı hep sizinle olsun sevgili dost...d.b
Dec. 16
Ebruliiwrote:
gerçekten güzel yazıların var şiir denemende güzel olmuşş başarılar diliyorum bide resim seçiminde güzell bir sonraki resim ney diye merakla baktımm :)
Sept. 5
ezgi wowwrote:
merhaba spacesini bugün gezdim çok ama çok güzel edebiyatı okumayı yazmayı bende severim kalem va kağıt sırdaşım düşündüklerimi duygularımı sorgusuz kabul eden onlar artı ankaralısın ben o şehre aşığım o şehrin kıymetini bilin
Aug. 12
Nurtenwrote:
gerçekten çooooooooooooooooooooooook güzel ya
süper yapmışsın arkadaş diyecek bişey yok bence hani ne yazsam boş okey
yürehine kalemine sahlık
Aug. 3
nilgünwrote:
sana birşeyi itiraf edeyimmi edebiyat okumayı ve ya edebiyata dair bişiler yapmayı hep istedim ama içimdeki çocuk romantik olmama izin vermedi olamadım ilk defa bir yazıyı şiiri sıkılmadan keyifle okudum beni baymadıysa kimseyi baymaz bunlar baskasını bilemem ama benim çok hosuma gitti yazılanlar seninle tanısmayı isterim dogrusu neyse canım basarılarının devamını dilerim eklemek istersen crazyy_beautifull_60@hotmail.com ok gerisi sana kalmıs teklif var ısrar yoktur bende k.i.b a.e.o by by
July 26
deryawrote:
süper.süper süper.her baktııımda yeni bi güzellikle karşılaşıorm.tabi bana da hayran hayran okumak düşüo.ALLAH güzel yüreginin dilediğini versin.güzel yüzün hep gülsün.çokkk şey yazmak isterdm de sen yazmış say senin kadar yetenekli deilm yazamam.haddimi bilirm bn.sana şiir yada söz yazmak AHMAKLIKTIR.ne yazarsam yazayım seni tam olarak anlatamam.bu yüzden boşa çabalamak gereksiz.byeee.benden bu kadar.bunlar samimi düşüncelerm emin ol.bak artık SİZ deil SEN demeyi de öğrendim
July 24
Onur BAKANwrote:
cok guzel alan olmus.resimlerde yazilarda super.
July 20
serap taşınwrote:
gerçekten resimlerine bayıldım ii seçiçmin var senini resimlerin güzel ama benide kitaplarım var :)))))))))
July 20
gülcanwrote:
sennle tanışmayı gerçekten çk isterm belki yazdğm bi kaç şeyi okumak istersin tabi cesaret edpte göndere blrsem gulcan_glcn_ua@hotmail.com knşmk istrsen beklerm
July 15
deryawrote:
yorumszzzz diorum sölicek söz yok bnce.yinede sölemeye çalışaym mükemmel yeterli deil ama işte.bnden bu kadar
July 5
MELİSwrote:
bu sözüne fazlasıylaaaaaaaa katılıyorum:)
June 26
Şifa Nur Aktaşwrote:
s.a kalemin süpermiş bende isterimm!!
June 18
MELİSwrote:
iyide siten varmış:)))
May 27
artos .....wrote:
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun ? Utanırım, Utanırım fukaralıktan, Ele, güne karşı çıplak... Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun ? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah uykularımı Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, Haraç salmışlar üstüme. Ne İskender takmışım, Ne şah ne sultan Göçüp gitmişler, gölgesiz! Selam etmişim dostuma Ve dayatmışım... Görüyor musun ? Sayfanı cok begendım. Gec gelmıs bır zıyaret. Tekrar gelecegem.
May 19
firollwrote:
iyi geceler
yazılarını okurken nedense arka fonda sanki bir rep şarkısı çalıyor gibi hissettim....yazılarını okudukça(içimden) rep söylüyor gibi oldu?.
bunun gerçeklikle bir alakası var mı?.yani senin tarzın mı yoksa bana yine geldiler mi:)
okumaya,karalamaya devam...
May 12
bilal uysalwrote:
kardeş kim oldugunu ve benim adresimi nası buldugunu bilimyorum ama alanın güzelmiş..selametle
May 4
|
Mansur SAys,,,Ne güzel, yaşayıp gitmek. April 03 Haftaperşembe bulanıklık taşır
salı berraklık
çarşamba doğurur güneşi
cuma karanlık
günler sayesinde bulur
hafta kendini
March 15 Başkadır bu yalnızlıkklişe tabirlerden uzak bir yalnızlıktır
yaşadığınızı iliklerinizde fark edersiniz
korkaklaşmışsınızdır biraz
sinmişsinizdir de.
dostlar ve dostluklar derman değildir
yenmeye güç yetiremezssiniz
kalabalık yerlerde olmaktır çare
hep yeni yüzler, hayaller olsun diye
zaman dursun ya da gitsin fark etmez
sevgi sözcüğü geçen her cümleniz yalandır
eksik olan şeyi bilmediğiniz için
bitmeyecektir yalnızlık.
February 22 Çarpışma Çarpışma
ruhlarımızdı çarpışan
aniden kesildi ışık
uzandık sere serpe
başlarken yağmur
çarpışmıştık
yeniden yandı ışıklar
yükseklerde
biterken yağmur January 27 ADAMINADAMIN
esintileri gelir akşamdan
ölüm gününde
bir karanlık veda bırakıp
seyranı
kaçar,
adamın
karıncaların öfkesi
sincan treninde
hep aynı dumanı
gölgeye
siner,
adamın
iki buluşma ötesi
yakındır gündüze
sakinlik özlemdir
ilelebet
gider,
adamın
şuracıkta bir saat
kırarken dizini
kesek kesek toprak
tıkırtısıyla
keser,
adamın
Mansur Afşin
January 26 DENİZBurası karanın bittiği yer. Yürüyerek gidemeyeceğiz.
Bundan sonra.
Burası gündüzün bittiği yer. Gülümseyerek gidemeyeceğiz.
Bir daha.
November 09 BUĞDAYBUĞDAY
Kimsesizdim kendim bildim bileli Rüzgâr savurdu, yağmurla ıslandım Tutmadım hiç, elimle anne eli Sonunda bir çukurda yuvalandım
Korkarak bekledim, neydi kaderim Yalvardım toprağa beni sar diye Gidecek ne yurdum vardı ne yerim Sardı beni can toprak, sardı sineye
Karanlıkta gözümde bin bir perde Durmadan hayallere dalıyordum Kim bilir hangi kucakta, nerede Kapanmıştı gözlerim, uyuyordum
Bir gün açtım gözümü, gün doğmuş Yanı başım boy boy fidan sarmış Boz bedenim ota, yeşile dönmüş Yalnızlık bitmiş, bende bir halk oldum
(BuğdayMansur...)
November 05 MasaOlduğum yerde duruyorum günlerdir, sabah güneş doğuyormuş bana ne. Yanımda kaç sandalye varmış, üstünde kim oturuyormuş umrumda değil. Aç değilim açıkta değilim. Okulum yok, dersim yok. Erkek öğrenci yurdundan bir masayım ben.
October 24 İYİ CİNLER Öldürülüyor tüm iyi cinler, her sokak başında birinin cesedine rastlıyorum. Kanlar içinde upuzun yatıyor soğuk bedenleri. Suratlarında şakın ve ümitsiz bir ifadeyle gitmişler. Vurulmak hiç beklemedikleri bir şeymiş besbelli.
Cinayetlere ses çıkarmıyor insanlar, bir taksiyi çeviremiyorum mesela. Öldüklerine, varlıklarına inandıramıyorum kimseyi. Cestlerinden bile kaçıyorlar iyi cinlerin. Katilleri kim bu masumların? Katilleri belli: kalçasından başka övünecek bir şeyi olmayan düşkün kızlar. (SavcıMansur...) October 22 DönemeçDönemeçteyim, Haydar Amca'nın dükkanının köşesinden sağa dönünce kaşına çıkan büyük caddenin oratasındaki dönemeçteyim. Ayaktayım, yalnızım, dönemeçteyim ama dönenler: otomobiller. Çikolata kaplı leblebiler var cebimde bir kısmı serçe yumurtasına benziyor bir kısmı koyun gübresine, tiksiniyorum. Üzerime giydiğim kazak beni yeterince ısıtmıyor, yanımdan geçen arabaların soluk ışıklarından medet umuyorum ama nerde ışıklarda o merhamet! Çoğu yüzüme dahi çarpmadan kaçıp gidiyor. Hızla dönen lastik tekerlekler de olmasa...
(SoğukMansur...) October 15 Kaldırım taşıYeter ey insan, basıp durma üstüme! Çoğuz diye tükenmeyiz mi sandın! Senin kalbin varmış etten, neye yarar? Taşız diye bizim kalbimiz yok mu sandın?
Ey nalsız insan, acımadan basıyorsun üzerime. Aldırış etmedin baharıma yazıma. Nalsız ayak tamam da lastik tekerlekli otomobil canımı yakmaz mı sandın?
(TaşMansur...)
October 03 Birileri ÖlürkenAcılar paylaşılınca azalır derler ya, külliyen yalan. Geçenlerde yaşadım ben bunu. Karalar Köyü'nün çamurlu yollarında yürümek yormamışken beni, yaşlı köpeklerin hırıltılı seslerinden korkmamışken, aralık derenin azgın sularından korkmadan atlamışken mi ölümden korkacağım ben? Ölüm diye her dereye bir köprü kurulmuşken, her gün katar katar insan o köprülerde yol tutarken ben mi ona meydan okuyacağım? Yağmurun yağması gibi kasvet yağarken, köyün semaları gri bulutlarla kapanırken kara çarşafa bürünen kadının çığlığı yırtardı göğümü. Sevginin anlamının arandığı törenlerden birinde, bir yas akşamında bayramını kutladık ölünün. Her ölü gibi umarsız ve habersiz oluşuna aldırmadan şarkılardan çaldığımız matemle süsledik sözlerimizi. Yakılan ağıtların tınısına kendini kaptıran başlar uğuldayan ağaçların çıkardığı sesler gibi ne tarafa sallandığını bilmeden salınırken günün bittiğinin farkında bile değildir. Bol yemişli düğünlerin aksine çayın bile çok görüldüğü bu törenlerde yok sayılan midelerden çıkan tuhaf seslere şahit oldum ben. Ölüm bu kadar yakından hissedilirken az önce ayakkabılar mezarlığın cıvık çamuruyla kaplanmışken, kasvetli oda, aydınlık koridor ölüm kokusuyla kaplanmışken içerden nefis bir yemek kokusunun gelmesi beklenemezdi tabii. Tüm bu kasvete, tüm bu umarsızlığa rağmen kendi iktidarından taviz vermeyen mideler çay arzusu ile yanarken değişen dünya düzeninden, Amerika’da çıkan ekonomik krizden dem vuran yaşlı başlı adamlardan habersizdim ben. Ne bir kulağımla yanımda komünist komünist konuşan amcayı dinliyordum ne de bir kulağımla telefonumun çalacak olan melodisini. Uzaktaki sevgilinin hayali gözlerimi benden almışken henüz büyümemiş yüreğimin acımasızca hüzünlenmesini bekliyordum. Acı denen şeyin dilde bir tattan ibaret olduğunu sanan insanlara inat acının en onulmazlarını yüreğinde taşıyan ben tüm bu acılara rağmen mutluluğun zirvelerini her istediğimde istediğim gibi yaşıyordum. Dünyanın acımasız olduğunu ve her istediğimizde bize adalet dağıtmayacağını biliyorum, bunu bir hukuk öğrencisi olduğum için değil, ilerde iyi bir hâkim olacağım için ya da düzenbaz bir avukat olup adaleti yanıltacağım için değil sade ve sadece şu an bu sözü söyleyerek bir nebze olsun günahlarımdan kurtulacağım için söylüyorum.
(GünahkarMansur...) İnan bana tanrım, bu günahlar benim değil! September 14 SİNEK ÖLDÜRMEKBugün ne yazsam acaba diye düşünürken açık bıraktığım pencereden kocaman bir sinek girdi içeriye, vızıltısıyla dikkatimi dağıttığı yetmiyormuş gibi görüntüsüyle de midemi bulandırıyordu. Şu mübarek ramazan günlerinde her ne kadar içimden bir ses: “yapma yazıktır” dese de ruhumun en görünür köşesinde oturan şeytanım hınzırca gülümsüyordu. Cinayetlerimiz arasına bir yenisini daha katacaktık görünen. Masamın başında çivili duran ben ava çıkmış bir kedi edasıyla sünüyor, havada umarsızca süzülen sineğin kollarımın menzili içerisine girmesini bekliyordum. Şeytanım ruhumun en beğendiği köşesinden kalkıp sineğin yanına gitmiş onu benim lezzetli bir yiyecek olduğuma inandırmaya çalışıyordu. Tabii sineği inandırmak beni inandırmak kadar kolay olmuyordu; ama her zavallı mahlûk gibi o da benim güçlü şeytanımın gösterdiği cazibedar lezzetlere aldanıp siyah suratının ahmak görüntüsünün farkına varmadan ölümün sarımtırak ışıklarına doğru yol alıyordu. “Paaatttttt!” Birbirine çarpan iki defterin korkunç gürültüsü içinde farkına varılmayan bir vızıldama uzay boşluğu içinde silinerek kayboluyordu. İçimden bir ses: “sivilce patlatmak kadar olmasa da sinek patlatmak da insanı rahatlatıyor” diyordu (galiba bunu içimdeki melek söylüyordu).Ufak bir cenaze-temizlik- merasiminden sonra kefene-peçeteye- sarılmış ceset mezarına-çöp kutusuna- doğru yol alıyordu. (KatilMansur…) September 05 Arayış Kaç akşam vardır ki hiç bir şey aramadan yürümüşümdür sokaklarda? O günden sonra hangi gün yüzünü aramamışımdır baktığım yüzlerde? Kaç yüz denk gelebilmiş senin yüzünün güzelliğine, hangi gözeler seninki kadar can alıcı bakabilmiş yüzüme?
Her güzel yüzde senden bir parça olduğunu varsaydığımda; bir parlak gülüş, hafif bir ışıltı gördüğüm her yüzde sana gelecek bir yol bulduğumda, ırmak ortasındaki taşlardan zıplayarak karşıya geçmek gibi suratlaradan atlayarak sana gelmeye çalıştığımda sanki seni bulacakmışım gibi hissetmeme sebep olan şeyin henüz ne olduğunu anlayamamıştım. Anlamadığım şeyin benim idrak sınırlarımı aşan büyüklükte bir aşk olduğunu öğrendiğimde koca İstanbul'da gitmediğim tek doktor dahi kalmamıştı. Bu büyüklükte bir aşkla başa çıkamayacağımı söyleyen doktorlara inat hala arıyorum yüzünü baktığım her yüzde!
(ArayanMansur...) September 02 ZEVKDaha anlatacak çok şeyi olmasına rağmen arkasını dönüp gitti; sövüp saydığı küfürlerden, ellerine tutuşturulan kağıt parçalarından utanarak, pastel renkte makyajını yasemin kokan ıslak mendille silerek yürüdü. Hayatta olmasını nimetten saymadı. Orospu olmanın en tatlı yönü buydu, insan utancından utanç duymuyordu. Ayakkabısının uzun sert topuklarının granit taşlarda çıkardığı sesle birlikte uzun koridorun beyaz duvarlarına sinen gölgesini takip etti. Koridorun sonundaki merdivenlerden aşağı sanki biraz önce bedenini satan o değilmiş gibi, sanki aşağılık bir herifin altında hiç inlememiş gibi indi. Gölgelerin seslerin ve kokuların raksında mide bulandırıcı bir tını değil iç gıdıklayıcı bir nağme vardı, bu yüzden yalnız olmanın sıkıntısından kurtulmak için çaba harcaması gerekmiyordu. Yürüdükçe sallanan saçları, hafiften titreyen göğüsleri ve ahenklice kalçasına çarpan çanta tutmayan eli, içinde bulunduğu durumdan şikayetçi olmasa da küçük pıtırtılar çıkaran yüreği avuca alınmış bir serçe gibi titriyordu. Yatmak, küçük kalbini titretmek için yeterli bir sebep değilken, en utanç verici yatak oyunlarında dahi minik yüreği bu kadar titrememişken şimdi bu yüreğe ne oluyordu da gevşek bedenine aldırmadan, annesine küsen küçük bir kız çocuğu gibi köşeye çekilip ağlıyordu? Zevk aldığından değil de işinin tabiatı gereği inlediği günlerde ne rahattı yüreği. Rol yaptığı için para aldığına inanmak ne güzel bir duyguydu. Bu sefer neden aynısını yapamadı? Neden bir oyunun içinde değil de hayatın içinde gibi hissetti kendini? Acıyla gerilen kasıklarının kendini zehirli bir şerbete boyaması ne utanç verici bir şeydi. Dünyada ki en aşağılık şey, aşağılık bir şeyden zevk almaktı. (ZevksizMansur...) August 27 Karışık KafaŞerflice sevmek midir hayatın gayesi, hayat sevmeye tutsak edilmiş bir köle mi? Aşk için adanmalı mı bir ömür bir kula, yoksa bir kul da benim deyip sıyrılmalı mı? Büyük olmak için aşk deyip çöllere mi düşmeli yoksa uçsuz bucaksız kuytu bir ormana mı inmeli. Neresinde tutmalı hayatın, neresinde su koyvermeli? "Tuz gölü kurumuş" haberleri yayılırken etrafa gidip kıyısından köşesinden arsa mı parsellemeli? En uyduruk düşüncelerin peşine takılıp, en varılmaz hayalleri mi tahayyül etmeli? Ne olmalı, ne tutmalı...
(KarışıkMansur) August 16 ŞİİR Denemesi
İstanbul’da Bir Sevgili
Üstünde çok güzel bir şal vardı Siyah üzerinde allı, güllü Mevsim kış, hızlıca yağan kardı Aklanmış bacalar biraz küllü
Bir şiir yazmak geldi içimden, mısraları gökyüzünde uçuşsun istedim. Yorgun ve matemli yüzlere neşe versin. Olmadı beceremedim, tek mısranın ötesine varamadım. YorgunMansur... August 12 Yüksel'de Bir AkşamDizi yırtık pantolonlar ülkesi
Bol yemişli ağaçlar
Uzun saçlı bülbül yuvası
Piercingli başlar
Yine güzelsin bu akşam
Yüksel caddesi
Eğer ben şair olsaydım bu da bir şiir olurdu! (ŞiirMansur...)
August 08 Ölümsüz Aşk
Sana ölmeden önce bir mektup yazmak isterdim ve kendi ellerimle sunmak… Sert bir tokat yemek pahasına. Ama olamaz, yapamazdım, derinliklerinde kaybolduğum gözlerine bakıp savruk cümlelerle yazadığım mektubu sana veremezdim. Üç aydır ölüyüm ben, ne kalemim var ne de bir kağıdım; yazamıyorum sana. Karanlık buralar sevgilim, telefonlar çekmiyor, internet diye bir şey yok, mail atamıyorum. İnsanların gelip geçtiklerini duyuyorum bazen, bazen de ölenlerin çığlıklarını. Bir de arada, konuşma bilmeyen böcekler geliyor yanıma, çıtırtılarla anlaşıyoruz. Onlar enflasyondan, pahalılıktan, darbeden filan bahsediyorlar bense sadece senden. Sana ulaşabilmek için içlerinde telefonu, laptopu olan var mı diye çok araştırdım; fakat bulamadım. Tatlı böcekler bunlar hayatım, karıncaya benziyorlar. Hele içlerinden birisi var ki bayılıyorum ona, ismi Şevval, çok bilmiş biri, bu yüzden ona Şevval Dede diyorum. Bir görsen o kadar sevimli ki. Sana olan aşkımı anlattım ona. Yıllarca peşinden nasıl koştuğumu, senin uğruna ne cefalara katlandığımı anlattım. “Evlat” dedi bana. “Ben Mecnunu da tanırım. Bizde sizdeki gibi ölüm yoktur, biz her daim hayattayız. O yüzden geçmişin tümünü gördük, geleceği de göreceğiz. Dolayısı ile Mecnun bir aralar benim ahbabımdı, aslına bakarsan ben kalbinde aşk taşıyan herkesin ahbabıyım, ama en iyi ahbabım en aşık olandır. Bu yüzden şimdilik en iyi ahbabım sensin. Mecnun’da bana Leyla’yı anlatırdı ama o senin kadar yanık değildi”. Hayatım, ben ona Şevval Dede diyorum diye sakın yanlış anlama, onlarda anne baba , dede gibi kavramlar yok çünkü üremiyorlar. Ona sadece ben Dede diyorum. Biliyor musun bebeğim? Şevval Dede diyor ki: sana bu mektubu yazabilmemin tek sebebi yüreğimdeki sonsuz aşkmış, insanlar ölür; fakat aşk ölmezmiş. Aşkla dolu yürekler her daim pıtırcık pıtırcık ışık yayarmış etrafa. Bir iletişim aracıymış bu sevgililer için. Cep telefonu sinyallerinden çok daha etkiliymişler mesela. İnsan ölünce dahi ölmeyen aşk her baharda çiçek açarmış doğaya, tüm çiçekler birer mektupmuş ölü aşıklardan sevgililere. Her bir çiçek aşıktan maşuka iletirmiş sevgi mesajlarını. Güzel kokmalarının nedeni de özlerindeki aşkmış. Bir de aşkın gizli formülünü saklarlarmış bağırlarında, bu güne kadar onu bir tek arılar öğrenmiş ve bal yapmışlar onunla. İşte sevgilim, tüm bunları en sevdiğin çiçek olan papatya ile söylüyorum sana, mezarımın toprağında yetiştirdim onu uçsuz bucaksız aşkımla, her baharda gelip bulacak o seni ve yine anlatacak sana ölümsüz aşkımı. mansur afşin (HiçOlmayanMansur...)
*Keenlemyekün, Gazi Hukuk Fakültesi'nde Erdost arkadaşımız tarafından çıkarılan edebiyat seçkisi August 06 DönüşYine bir dönüşü yaşıyorum; ellerimin arasından kayıp gidiyor saaatler, özlemlerimi çantama yükleyip bu kadim şehirden gidiyorum. Annemi, babamı ve sevdiklerimi geride bırakıp kendimi hiç ait hissetmediğim bu şehri terk ediyorum her ne kadar bu şehirde kartopu oynamayı ve kardan kızlar yapmayı sevsem de. Güzel günleri özleyen yüreğim tam da yeni bir aşkın kucağına düşmüşken, biraz sonra kalkacak trenimin düdük sesini duyuyorum. Sivas'tan Ankara'ya her gidişimdeki gibi bu gidişimde de gögsüme garip bir ağırlığın çöktüğünü hissediyor fakat diğerlerinden faklı olarak "ruh ikizi"ni bulan kalbimin sevgilisine kavuşma heyecanını yaşıyorum. Hayatımda ilk defa kalbimin bir birey gibi davrandığına şahit oluyor düştüğüm bu ikircikli halden ürperiyorum. "Cennete düşen ilk yağmur damlası"na dokunan ellerimin kalbimle kurduğu ittifaka aldırmadan şu aciz satırları üçüncü tekil şahıs edasıyla yazmaya çalışıyorum. Her yazılanın, her söylenenin ve her hayalin eğer içinde "o" yoksa bir yanılsamadan ibaret olduğunu biliyor; hayatıma gerçeklik katan, gölgeleri aydınlığa eriştiren, belki güneş belki de güneşten daha öte bir aydınlığın yüreğime yerleştiğini hissediyorum. İsminde gizli olan parlak ışığın, ıslaklığın ve güzelliğin farkına varmış olan ben bakışlarında cennetin güzelliği gizli olan bu kızın her gülüşünde farklı bir cennet tasviri görüyor ve onu her an bir öncekinden daha çok seviyorum. Sivas-Ankara- İzmir hattında cereyan eden bu duygusal gerilimin beni aşkın en onulmazıyla tanıştıracağına iman edip bu yazıyı sonlandırıyorum.
(GEzginMansur...) July 28 MİYOP Her gün biraz daha küçülüyor dünyam, uzakları kaybediyorum, azalıyor tadıkların sayısı; binalar, insanlar, kıytırık kaldırımların ortalarında büyümüş soysuz ağaçlar bir bir buharlaşıyor. Her gün küçülüyor gözlerim, biraz daha öteyi görebilmek için gözümü alabildiğine kısıyorum ve acayip bir yaratıkmışım gibi bana bakıyor gözlerini kısmayanlar. Özlemlerim azalırken alabildiğine artıyor selamlar. Her cadde her insan potansiyel bir arkadaş, her kalkan el ise tanıdıktan bir selam. Seçip ayıramayınca yüzleri "ya bana ise" diye her sallanan ele heyecan ve çekince ile kalkan ellerim "onu tanımıyorsun" istihbaratını alınca kısılmış gözümden utanarak iner yere. "Teknoloji gelişiyor" der tanıdıklar, güzel güzel öğütler verirler, kimi "neden gözlüğünü takmıyorsun?" diye çıkışır, kimi de der artık "lasik" diye birşey var, çizdir gözünü de kurtar. Ben de derim ki: "Takmadım mı sanıyorsunuz gözlüklerimi, tıkmadım mı kendimi o hapisanenin içine? Biliyorsunuz, özgür bir insanım ben kalamam o tel kafes içinde! Gitmedim mi sanıyorsunuz doktara, lazer tedavisi yapın diye, ne dedi sanıyorsunuz doktor? "0,75 çok küçük bir derece".
Şimdilerde "lens" moda imiş, her takan memnun kalıyormuş, "dene bir" dedi arkadaşar, günlükleri, aylıkları hatta renklileri bile varmış. Dedim ki onlara: "Denemedim mi sanıyorsunuz, yapıştırmadım mı onları gözüme? Siz bilmezsiniz benim gözlerimi, köpük baloncuğundan bile narindirler onlar, biraz da alıngan. Kabul etmediler lensleri, çıplak kalmak istediler; çünkü onlara göre çıplaklık sevişmektekinden daha önemliydi bakmaktakinde.
ÇıplakMansur...
July 24 Düşler ve Papatyalar“Bir yazı yazman gerek” diyordu klavyem. “Kısa olsun ama mutluluk versin. Tuşlarıma her dokunduğunda gizli mutluluklar serpsin. Yenilensin okuyanların ruhları , dolunaylı gecelerde ıssız bir dağın en yüksek kayalarında esen, kuvvetli ama bir o kadar narin rüzgar gibi giysilerinin altından yumuşakça geçsin. Güç katsın soluklarına, güçlü soluklarla sevgililer birbirini öpsün. Karlı kış gecelerinde çıtırdayarak yanan sobanın üzerinde kestaneler pişsin. Yesin sevimli çocuklar, mutlu olsunlar. Her melek yüzü çocuk gibi, her pişen kestane gibi, her cama çarpan serçe kuşu gibi bu yazıyı okuyan herkes sadece gülüp geçsin, başka bir sayfa açsın kendine; orada mutlu olsun. Diyecesiniz ki " attığın başlıkla yazdıklarının ne alakası var?" Haklısınız, hiç alakalası yok; ama bu benim değil klavyemin suçu. Bırakmadı ki isitediğimi yazayım! Ey klavye, evli erkekler bile eşlerinin çenesinden bu kadar çekmiyordur! :) "Düşler ve Papatyalar"da bir başka gün buluşmak dileğiyle... (SadeceMansur) July 22 DünyeviGeçmiş günü beyhude yere yâd etme Bir gelmemiş an için de feryat etme Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep Eğlenmene bak ömrünü berbat etme. Ö. Hayyam Hayyam’ın bu dörtlüğünü gülümsemeden okuyabileniniz var mıdır, bilemem. Bu kadar hayat dolu ve dünyevi olabilir misiniz, onu da bilemem. Peki ya, “olmak gerekir mi” diye soracak olursanız “ ee, yeter artık bu kadar soru “ derim. Bu dörtlük Hayyam ve Borges’in dünya görüşlerini çok iyi anlatır. An’ın kıymetini bilmeyi öğretir. Eğer yaşama sevincinizi kaybetmişseniz, kendinizi büyük korkular ve kavgalar içinde çırpınıyor gibi hissediyorsanız Hayyam ve Borges sizin için iyi bir çıkış yolu olacaktır. Depresyonla boğuşan insanların anti depresanlar yerine bu ikilinin kitaplarını okuması gerekir J Bir Hayyam da ben olmak isterim. [mansur...]
July 21 VesselamLudwing Van Beethoven’den “Allegro Assai” çalarken küçük bilgisayarım istavroz çıkaran bir papaz edasıyla dizleri üstüne çökmüş sanki benim işlediğim tüm günahlar onun defterine yazılıyormuş gibi tanrısı sandığı “ben” den af diliyordu. Masanın üzerinde duran pet şişeler, meyve suyu kutuları, az önce üzerine defterle vurulup bağırsakları dışarı dökülen sinek, birkaç tane çatal ve bunların arasında hala ne işi olduğunu anlayamadığım buzdolabı poşeti kutusu müziğin ritmine kapılıp orta çağ savaşlarından birinin operasını yapıyordu. Ben ise en sevdiğim sandalyeme kurulmuş Orhan Pamuk’un “ilk ve son siyasi romanım” dediği “kar”ı okuyordum. Tüm bu seslerden, savaşlardan, romandaki aşklardan yorulduğumda, ” ben bugüne kadar niye kimseye aşık olamadım” dediğimde, odamın penceresi önünde yuva yapan kuşun güzel bir peri kızına dönüştüğünü hayal edip hemen oracıkta ona aşık olmak istediğimde saat daha on ikiyi vurmamıştı. İyi ki de vurmamıştı yoksa ben keloğlana, bilgisayarım abaküse, Ankara da Hattuşaş’a dönüşürdü vesselam. yeniden başlamak.... (YeniMansur...) July 19 Bozkırdan SöylemlerÇobandan: Yaşamak denirse buna sırtımda bir bohça, elimde alıç dalından bir sopa, koyunlar önde ben arkada. Ağaran günle başladı yürüyüşümüz. Yürüdük yerleşik tandan seyyah akşama. Akşamın dağlarla kesiştiği yerde Ayşe’min dudaklarına dönen gökyüzü otları da pembeye boyadığında, Çomar’ım karşı sürüden itlere ürüdüğünde, yol yol ayrılan bayır alabildiğine uzayıp köyün dibine vardığında… Uzaklarda taa uzaklarda… Kör olası emmim Ayşe’mi Durmuş’a verdiğinde, Ayşe’m ele yar olduğunda, ölüm bana hak olduğunda ey dünya senden alacağım bir şey var benim! Dünyadan: Ey çoban borcum olsun, öderim bir dahaki sefere. Yattığın yerden ayağa kalkarsan eğer, giyindiğin kefeni yırtarsan eğer, toprağı atıp dışarı çıkarsan eğer, kapanan gözlerini açıp da bir kez olsun bakarsan eğer… Ey çoban söz veriyorum sana, bir kez daha yürekten Ayşe’m dersen eğer… Aytmatov'un dünyanın en güzel aşk hikayesi denilen "cemile" isimli romanının anısına... [mansur] July 18 KAFA YORMALARYağmurun kokusunu duydum sandım bir an, penceredeki tıkırtıya aldanıp “sonunda geldi” dedim. Yıllar yılı beklediğim o’ymuş gibi, bir tek damlasına dahi dokunsam ömrüm boyunca gerçek mutluluğu elde edecekmişim gibi irkildim. Sırılsıklam ıslandığım bir sonbahar akşamında yağmur damlalarının yanaklarımdan aşağı inerken kanına karıştığı gözyaşlarımı, damlaların yanağımda çılgınca sevişişini hatırladım. Hiçbir sevişmemden o damlalar kadar zevk alamadığım hissine kapıldım. Saf su ile tuzlu suyun raksında gizli olan zevki keşfettim. Ankara’nın karanlık sokaklarında bezgin aşüftelerle düzüşen erkekler; yuvarlak suratlı, yayvan bıyıklı, tıraşlı yüzlü, iri göbekli, kısa boylu pezevenkler; kısacık etekli, koyu makyajlı, fönlü saçlı, kırıtkan orospular; erkekten bozmalar; dönmeler… Yağmursuz bir gecede insan müsveddeleri… Bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin. [Henry David Thoreau] Bana da… (Mansur…)
|
|
||||
|
|