mansur's profileBizler Sadece...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
October 24 İYİ CİNLER Öldürülüyor tüm iyi cinler, her sokak başında birinin cesedine rastlıyorum. Kanlar içinde upuzun yatıyor soğuk bedenleri. Suratlarında şakın ve ümitsiz bir ifadeyle gitmişler. Vurulmak hiç beklemedikleri bir şeymiş besbelli.
Cinayetlere ses çıkarmıyor insanlar, bir taksiyi çeviremiyorum mesela. Öldüklerine, varlıklarına inandıramıyorum kimseyi. Cestlerinden bile kaçıyorlar iyi cinlerin. Katilleri kim bu masumların? Katilleri belli: kalçasından başka övünecek bir şeyi olmayan düşkün kızlar. (SavcıMansur...) October 22 DönemeçDönemeçteyim, Haydar Amca'nın dükkanının köşesinden sağa dönünce kaşına çıkan büyük caddenin oratasındaki dönemeçteyim. Ayaktayım, yalnızım, dönemeçteyim ama dönenler: otomobiller. Çikolata kaplı leblebiler var cebimde bir kısmı serçe yumurtasına benziyor bir kısmı koyun gübresine, tiksiniyorum. Üzerime giydiğim kazak beni yeterince ısıtmıyor, yanımdan geçen arabaların soluk ışıklarından medet umuyorum ama nerde ışıklarda o merhamet! Çoğu yüzüme dahi çarpmadan kaçıp gidiyor. Hızla dönen lastik tekerlekler de olmasa...
(SoğukMansur...) October 15 Kaldırım taşıYeter ey insan, basıp durma üstüme! Çoğuz diye tükenmeyiz mi sandın! Senin kalbin varmış etten, neye yarar? Taşız diye bizim kalbimiz yok mu sandın?
Ey nalsız insan, acımadan basıyorsun üzerime. Aldırış etmedin baharıma yazıma. Nalsız ayak tamam da lastik tekerlekli otomobil canımı yakmaz mı sandın?
(TaşMansur...)
October 03 Birileri ÖlürkenAcılar paylaşılınca azalır derler ya, külliyen yalan. Geçenlerde yaşadım ben bunu. Karalar Köyü'nün çamurlu yollarında yürümek yormamışken beni, yaşlı köpeklerin hırıltılı seslerinden korkmamışken, aralık derenin azgın sularından korkmadan atlamışken mi ölümden korkacağım ben? Ölüm diye her dereye bir köprü kurulmuşken, her gün katar katar insan o köprülerde yol tutarken ben mi ona meydan okuyacağım? Yağmurun yağması gibi kasvet yağarken, köyün semaları gri bulutlarla kapanırken kara çarşafa bürünen kadının çığlığı yırtardı göğümü. Sevginin anlamının arandığı törenlerden birinde, bir yas akşamında bayramını kutladık ölünün. Her ölü gibi umarsız ve habersiz oluşuna aldırmadan şarkılardan çaldığımız matemle süsledik sözlerimizi. Yakılan ağıtların tınısına kendini kaptıran başlar uğuldayan ağaçların çıkardığı sesler gibi ne tarafa sallandığını bilmeden salınırken günün bittiğinin farkında bile değildir. Bol yemişli düğünlerin aksine çayın bile çok görüldüğü bu törenlerde yok sayılan midelerden çıkan tuhaf seslere şahit oldum ben. Ölüm bu kadar yakından hissedilirken az önce ayakkabılar mezarlığın cıvık çamuruyla kaplanmışken, kasvetli oda, aydınlık koridor ölüm kokusuyla kaplanmışken içerden nefis bir yemek kokusunun gelmesi beklenemezdi tabii. Tüm bu kasvete, tüm bu umarsızlığa rağmen kendi iktidarından taviz vermeyen mideler çay arzusu ile yanarken değişen dünya düzeninden, Amerika’da çıkan ekonomik krizden dem vuran yaşlı başlı adamlardan habersizdim ben. Ne bir kulağımla yanımda komünist komünist konuşan amcayı dinliyordum ne de bir kulağımla telefonumun çalacak olan melodisini. Uzaktaki sevgilinin hayali gözlerimi benden almışken henüz büyümemiş yüreğimin acımasızca hüzünlenmesini bekliyordum. Acı denen şeyin dilde bir tattan ibaret olduğunu sanan insanlara inat acının en onulmazlarını yüreğinde taşıyan ben tüm bu acılara rağmen mutluluğun zirvelerini her istediğimde istediğim gibi yaşıyordum. Dünyanın acımasız olduğunu ve her istediğimizde bize adalet dağıtmayacağını biliyorum, bunu bir hukuk öğrencisi olduğum için değil, ilerde iyi bir hâkim olacağım için ya da düzenbaz bir avukat olup adaleti yanıltacağım için değil sade ve sadece şu an bu sözü söyleyerek bir nebze olsun günahlarımdan kurtulacağım için söylüyorum.
(GünahkarMansur...) İnan bana tanrım, bu günahlar benim değil! |
|
|