mansur's profileBizler Sadece...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
July 28 MİYOP Her gün biraz daha küçülüyor dünyam, uzakları kaybediyorum, azalıyor tadıkların sayısı; binalar, insanlar, kıytırık kaldırımların ortalarında büyümüş soysuz ağaçlar bir bir buharlaşıyor. Her gün küçülüyor gözlerim, biraz daha öteyi görebilmek için gözümü alabildiğine kısıyorum ve acayip bir yaratıkmışım gibi bana bakıyor gözlerini kısmayanlar. Özlemlerim azalırken alabildiğine artıyor selamlar. Her cadde her insan potansiyel bir arkadaş, her kalkan el ise tanıdıktan bir selam. Seçip ayıramayınca yüzleri "ya bana ise" diye her sallanan ele heyecan ve çekince ile kalkan ellerim "onu tanımıyorsun" istihbaratını alınca kısılmış gözümden utanarak iner yere. "Teknoloji gelişiyor" der tanıdıklar, güzel güzel öğütler verirler, kimi "neden gözlüğünü takmıyorsun?" diye çıkışır, kimi de der artık "lasik" diye birşey var, çizdir gözünü de kurtar. Ben de derim ki: "Takmadım mı sanıyorsunuz gözlüklerimi, tıkmadım mı kendimi o hapisanenin içine? Biliyorsunuz, özgür bir insanım ben kalamam o tel kafes içinde! Gitmedim mi sanıyorsunuz doktara, lazer tedavisi yapın diye, ne dedi sanıyorsunuz doktor? "0,75 çok küçük bir derece".
Şimdilerde "lens" moda imiş, her takan memnun kalıyormuş, "dene bir" dedi arkadaşar, günlükleri, aylıkları hatta renklileri bile varmış. Dedim ki onlara: "Denemedim mi sanıyorsunuz, yapıştırmadım mı onları gözüme? Siz bilmezsiniz benim gözlerimi, köpük baloncuğundan bile narindirler onlar, biraz da alıngan. Kabul etmediler lensleri, çıplak kalmak istediler; çünkü onlara göre çıplaklık sevişmektekinden daha önemliydi bakmaktakinde.
ÇıplakMansur...
July 24 Düşler ve Papatyalar“Bir yazı yazman gerek” diyordu klavyem. “Kısa olsun ama mutluluk versin. Tuşlarıma her dokunduğunda gizli mutluluklar serpsin. Yenilensin okuyanların ruhları , dolunaylı gecelerde ıssız bir dağın en yüksek kayalarında esen, kuvvetli ama bir o kadar narin rüzgar gibi giysilerinin altından yumuşakça geçsin. Güç katsın soluklarına, güçlü soluklarla sevgililer birbirini öpsün. Karlı kış gecelerinde çıtırdayarak yanan sobanın üzerinde kestaneler pişsin. Yesin sevimli çocuklar, mutlu olsunlar. Her melek yüzü çocuk gibi, her pişen kestane gibi, her cama çarpan serçe kuşu gibi bu yazıyı okuyan herkes sadece gülüp geçsin, başka bir sayfa açsın kendine; orada mutlu olsun. Diyecesiniz ki " attığın başlıkla yazdıklarının ne alakası var?" Haklısınız, hiç alakalası yok; ama bu benim değil klavyemin suçu. Bırakmadı ki isitediğimi yazayım! Ey klavye, evli erkekler bile eşlerinin çenesinden bu kadar çekmiyordur! :) "Düşler ve Papatyalar"da bir başka gün buluşmak dileğiyle... (SadeceMansur) July 22 DünyeviGeçmiş günü beyhude yere yâd etme Bir gelmemiş an için de feryat etme Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep Eğlenmene bak ömrünü berbat etme. Ö. Hayyam Hayyam’ın bu dörtlüğünü gülümsemeden okuyabileniniz var mıdır, bilemem. Bu kadar hayat dolu ve dünyevi olabilir misiniz, onu da bilemem. Peki ya, “olmak gerekir mi” diye soracak olursanız “ ee, yeter artık bu kadar soru “ derim. Bu dörtlük Hayyam ve Borges’in dünya görüşlerini çok iyi anlatır. An’ın kıymetini bilmeyi öğretir. Eğer yaşama sevincinizi kaybetmişseniz, kendinizi büyük korkular ve kavgalar içinde çırpınıyor gibi hissediyorsanız Hayyam ve Borges sizin için iyi bir çıkış yolu olacaktır. Depresyonla boğuşan insanların anti depresanlar yerine bu ikilinin kitaplarını okuması gerekir J Bir Hayyam da ben olmak isterim. [mansur...]
July 21 VesselamLudwing Van Beethoven’den “Allegro Assai” çalarken küçük bilgisayarım istavroz çıkaran bir papaz edasıyla dizleri üstüne çökmüş sanki benim işlediğim tüm günahlar onun defterine yazılıyormuş gibi tanrısı sandığı “ben” den af diliyordu. Masanın üzerinde duran pet şişeler, meyve suyu kutuları, az önce üzerine defterle vurulup bağırsakları dışarı dökülen sinek, birkaç tane çatal ve bunların arasında hala ne işi olduğunu anlayamadığım buzdolabı poşeti kutusu müziğin ritmine kapılıp orta çağ savaşlarından birinin operasını yapıyordu. Ben ise en sevdiğim sandalyeme kurulmuş Orhan Pamuk’un “ilk ve son siyasi romanım” dediği “kar”ı okuyordum. Tüm bu seslerden, savaşlardan, romandaki aşklardan yorulduğumda, ” ben bugüne kadar niye kimseye aşık olamadım” dediğimde, odamın penceresi önünde yuva yapan kuşun güzel bir peri kızına dönüştüğünü hayal edip hemen oracıkta ona aşık olmak istediğimde saat daha on ikiyi vurmamıştı. İyi ki de vurmamıştı yoksa ben keloğlana, bilgisayarım abaküse, Ankara da Hattuşaş’a dönüşürdü vesselam. yeniden başlamak.... (YeniMansur...) July 19 Bozkırdan SöylemlerÇobandan: Yaşamak denirse buna sırtımda bir bohça, elimde alıç dalından bir sopa, koyunlar önde ben arkada. Ağaran günle başladı yürüyüşümüz. Yürüdük yerleşik tandan seyyah akşama. Akşamın dağlarla kesiştiği yerde Ayşe’min dudaklarına dönen gökyüzü otları da pembeye boyadığında, Çomar’ım karşı sürüden itlere ürüdüğünde, yol yol ayrılan bayır alabildiğine uzayıp köyün dibine vardığında… Uzaklarda taa uzaklarda… Kör olası emmim Ayşe’mi Durmuş’a verdiğinde, Ayşe’m ele yar olduğunda, ölüm bana hak olduğunda ey dünya senden alacağım bir şey var benim! Dünyadan: Ey çoban borcum olsun, öderim bir dahaki sefere. Yattığın yerden ayağa kalkarsan eğer, giyindiğin kefeni yırtarsan eğer, toprağı atıp dışarı çıkarsan eğer, kapanan gözlerini açıp da bir kez olsun bakarsan eğer… Ey çoban söz veriyorum sana, bir kez daha yürekten Ayşe’m dersen eğer… Aytmatov'un dünyanın en güzel aşk hikayesi denilen "cemile" isimli romanının anısına... [mansur] July 18 KAFA YORMALARYağmurun kokusunu duydum sandım bir an, penceredeki tıkırtıya aldanıp “sonunda geldi” dedim. Yıllar yılı beklediğim o’ymuş gibi, bir tek damlasına dahi dokunsam ömrüm boyunca gerçek mutluluğu elde edecekmişim gibi irkildim. Sırılsıklam ıslandığım bir sonbahar akşamında yağmur damlalarının yanaklarımdan aşağı inerken kanına karıştığı gözyaşlarımı, damlaların yanağımda çılgınca sevişişini hatırladım. Hiçbir sevişmemden o damlalar kadar zevk alamadığım hissine kapıldım. Saf su ile tuzlu suyun raksında gizli olan zevki keşfettim. Ankara’nın karanlık sokaklarında bezgin aşüftelerle düzüşen erkekler; yuvarlak suratlı, yayvan bıyıklı, tıraşlı yüzlü, iri göbekli, kısa boylu pezevenkler; kısacık etekli, koyu makyajlı, fönlü saçlı, kırıtkan orospular; erkekten bozmalar; dönmeler… Yağmursuz bir gecede insan müsveddeleri… Bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin. [Henry David Thoreau] Bana da… (Mansur…)
July 11 KardanadamlarBir buhranın habercisiydi bulutlar. Kalabalık ama bi o kadar da yalnızdılar. Uğuldayarak esen rüzgâra yoldaş olmuştular. Beraberlerinde ise götürdükleri, bir tutam hüzün ve avuçlarında kar. Her saklı gibi çekici olan yağmurlar, bulutların taa kalbinde gizli idi. Sere serpe yağmadan önce ısınan havanın kokusunu yüreklerinde duydular. Bu bulutlar yağmurluydular. Gözleri yaşlı insanlar gibi sinelerinde acıyla yüklüydüler. Uzun yolun yorgunluğuyla gelecek felaketten bi haberdiler. Masum değil ama bi o kadar suçsuzca yol aldılar. Güneşin doğduğu yerden daha doğuya gittiler. Doğunun da doğusunda mutlulukla yaşayan küçük bir kabile gördüler. Kabilede yaşayanlar güneşin hiç batmadığı bu yerde kısa boyu kardanadamdılar. Burunları havuçtan değildi ama yine de insanların havuçlu burunlu kardan adamlarından daha mutluydular. Kardan değil ama kordan yüreklere sahiptiler. Gökyüzünde süzülen bulutlar kabilenin üstüne vardılar. Yağmurlu yüreklerinde şimşekler çaktılar. Yerde gördüklerine sevgiyle yüreklerini kabarttılar. Gördükleri, güneş altında kardanadamdılar. Yalnız ama bir o kadar kalabalık bulutlar, istediler ki bu küçük adamlar güneşten erimesinler. Ve akılları kıt bulutlar kucak kucak kar döktüler kabilenin başına. İstediler ki küçük adamlar erimesinler. Ama kalbi kordan kardanadamlar sıcaktan değil soğuktan öldüler. Kalabalık ama bir o kadar yalnız bulutlar, ölümlere bir anlam veremediler. Yaptıkları hatanın farkına varamadılar. Daha da güçlü esen bir rüzgara sırtlarını vererek doğunun doğusunun daha da doğusuna doğru yola koyuldular.
KardanBirKız sevdim, soğuktan öldü. (KardanMansur...) July 10 Susanlar Ss HHHH!!!
MAnsur...
|
|
|