mansur's profileBizler Sadece...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
August 27 Karışık KafaŞerflice sevmek midir hayatın gayesi, hayat sevmeye tutsak edilmiş bir köle mi? Aşk için adanmalı mı bir ömür bir kula, yoksa bir kul da benim deyip sıyrılmalı mı? Büyük olmak için aşk deyip çöllere mi düşmeli yoksa uçsuz bucaksız kuytu bir ormana mı inmeli. Neresinde tutmalı hayatın, neresinde su koyvermeli? "Tuz gölü kurumuş" haberleri yayılırken etrafa gidip kıyısından köşesinden arsa mı parsellemeli? En uyduruk düşüncelerin peşine takılıp, en varılmaz hayalleri mi tahayyül etmeli? Ne olmalı, ne tutmalı...
(KarışıkMansur) August 16 ŞİİR Denemesi
İstanbul’da Bir Sevgili
Üstünde çok güzel bir şal vardı Siyah üzerinde allı, güllü Mevsim kış, hızlıca yağan kardı Aklanmış bacalar biraz küllü
Bir şiir yazmak geldi içimden, mısraları gökyüzünde uçuşsun istedim. Yorgun ve matemli yüzlere neşe versin. Olmadı beceremedim, tek mısranın ötesine varamadım. YorgunMansur... August 12 Yüksel'de Bir AkşamDizi yırtık pantolonlar ülkesi
Bol yemişli ağaçlar
Uzun saçlı bülbül yuvası
Piercingli başlar
Yine güzelsin bu akşam
Yüksel caddesi
Eğer ben şair olsaydım bu da bir şiir olurdu! (ŞiirMansur...)
August 08 Ölümsüz Aşk
Sana ölmeden önce bir mektup yazmak isterdim ve kendi ellerimle sunmak… Sert bir tokat yemek pahasına. Ama olamaz, yapamazdım, derinliklerinde kaybolduğum gözlerine bakıp savruk cümlelerle yazadığım mektubu sana veremezdim. Üç aydır ölüyüm ben, ne kalemim var ne de bir kağıdım; yazamıyorum sana. Karanlık buralar sevgilim, telefonlar çekmiyor, internet diye bir şey yok, mail atamıyorum. İnsanların gelip geçtiklerini duyuyorum bazen, bazen de ölenlerin çığlıklarını. Bir de arada, konuşma bilmeyen böcekler geliyor yanıma, çıtırtılarla anlaşıyoruz. Onlar enflasyondan, pahalılıktan, darbeden filan bahsediyorlar bense sadece senden. Sana ulaşabilmek için içlerinde telefonu, laptopu olan var mı diye çok araştırdım; fakat bulamadım. Tatlı böcekler bunlar hayatım, karıncaya benziyorlar. Hele içlerinden birisi var ki bayılıyorum ona, ismi Şevval, çok bilmiş biri, bu yüzden ona Şevval Dede diyorum. Bir görsen o kadar sevimli ki. Sana olan aşkımı anlattım ona. Yıllarca peşinden nasıl koştuğumu, senin uğruna ne cefalara katlandığımı anlattım. “Evlat” dedi bana. “Ben Mecnunu da tanırım. Bizde sizdeki gibi ölüm yoktur, biz her daim hayattayız. O yüzden geçmişin tümünü gördük, geleceği de göreceğiz. Dolayısı ile Mecnun bir aralar benim ahbabımdı, aslına bakarsan ben kalbinde aşk taşıyan herkesin ahbabıyım, ama en iyi ahbabım en aşık olandır. Bu yüzden şimdilik en iyi ahbabım sensin. Mecnun’da bana Leyla’yı anlatırdı ama o senin kadar yanık değildi”. Hayatım, ben ona Şevval Dede diyorum diye sakın yanlış anlama, onlarda anne baba , dede gibi kavramlar yok çünkü üremiyorlar. Ona sadece ben Dede diyorum. Biliyor musun bebeğim? Şevval Dede diyor ki: sana bu mektubu yazabilmemin tek sebebi yüreğimdeki sonsuz aşkmış, insanlar ölür; fakat aşk ölmezmiş. Aşkla dolu yürekler her daim pıtırcık pıtırcık ışık yayarmış etrafa. Bir iletişim aracıymış bu sevgililer için. Cep telefonu sinyallerinden çok daha etkiliymişler mesela. İnsan ölünce dahi ölmeyen aşk her baharda çiçek açarmış doğaya, tüm çiçekler birer mektupmuş ölü aşıklardan sevgililere. Her bir çiçek aşıktan maşuka iletirmiş sevgi mesajlarını. Güzel kokmalarının nedeni de özlerindeki aşkmış. Bir de aşkın gizli formülünü saklarlarmış bağırlarında, bu güne kadar onu bir tek arılar öğrenmiş ve bal yapmışlar onunla. İşte sevgilim, tüm bunları en sevdiğin çiçek olan papatya ile söylüyorum sana, mezarımın toprağında yetiştirdim onu uçsuz bucaksız aşkımla, her baharda gelip bulacak o seni ve yine anlatacak sana ölümsüz aşkımı. mansur afşin (HiçOlmayanMansur...)
*Keenlemyekün, Gazi Hukuk Fakültesi'nde Erdost arkadaşımız tarafından çıkarılan edebiyat seçkisi August 06 DönüşYine bir dönüşü yaşıyorum; ellerimin arasından kayıp gidiyor saaatler, özlemlerimi çantama yükleyip bu kadim şehirden gidiyorum. Annemi, babamı ve sevdiklerimi geride bırakıp kendimi hiç ait hissetmediğim bu şehri terk ediyorum her ne kadar bu şehirde kartopu oynamayı ve kardan kızlar yapmayı sevsem de. Güzel günleri özleyen yüreğim tam da yeni bir aşkın kucağına düşmüşken, biraz sonra kalkacak trenimin düdük sesini duyuyorum. Sivas'tan Ankara'ya her gidişimdeki gibi bu gidişimde de gögsüme garip bir ağırlığın çöktüğünü hissediyor fakat diğerlerinden faklı olarak "ruh ikizi"ni bulan kalbimin sevgilisine kavuşma heyecanını yaşıyorum. Hayatımda ilk defa kalbimin bir birey gibi davrandığına şahit oluyor düştüğüm bu ikircikli halden ürperiyorum. "Cennete düşen ilk yağmur damlası"na dokunan ellerimin kalbimle kurduğu ittifaka aldırmadan şu aciz satırları üçüncü tekil şahıs edasıyla yazmaya çalışıyorum. Her yazılanın, her söylenenin ve her hayalin eğer içinde "o" yoksa bir yanılsamadan ibaret olduğunu biliyor; hayatıma gerçeklik katan, gölgeleri aydınlığa eriştiren, belki güneş belki de güneşten daha öte bir aydınlığın yüreğime yerleştiğini hissediyorum. İsminde gizli olan parlak ışığın, ıslaklığın ve güzelliğin farkına varmış olan ben bakışlarında cennetin güzelliği gizli olan bu kızın her gülüşünde farklı bir cennet tasviri görüyor ve onu her an bir öncekinden daha çok seviyorum. Sivas-Ankara- İzmir hattında cereyan eden bu duygusal gerilimin beni aşkın en onulmazıyla tanıştıracağına iman edip bu yazıyı sonlandırıyorum.
(GEzginMansur...) |
|
|