mansur's profileBizler Sadece...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 14

    SİNEK ÖLDÜRMEK

    Bugün ne yazsam acaba diye düşünürken açık bıraktığım pencereden kocaman bir sinek girdi içeriye, vızıltısıyla dikkatimi dağıttığı yetmiyormuş gibi görüntüsüyle de midemi bulandırıyordu. Şu mübarek ramazan günlerinde her ne kadar içimden bir ses: “yapma yazıktır” dese de ruhumun en görünür köşesinde oturan şeytanım hınzırca gülümsüyordu. Cinayetlerimiz arasına bir yenisini daha katacaktık görünen. Masamın başında çivili duran ben ava çıkmış bir kedi edasıyla sünüyor, havada umarsızca süzülen sineğin kollarımın menzili içerisine girmesini bekliyordum. Şeytanım ruhumun en beğendiği köşesinden kalkıp sineğin yanına gitmiş onu benim lezzetli bir yiyecek olduğuma inandırmaya çalışıyordu. Tabii sineği inandırmak beni inandırmak kadar kolay olmuyordu; ama her zavallı mahlûk gibi o da benim güçlü şeytanımın gösterdiği cazibedar lezzetlere aldanıp siyah suratının ahmak görüntüsünün farkına varmadan ölümün sarımtırak ışıklarına doğru yol alıyordu.                                                                                                                           “Paaatttttt!” Birbirine çarpan iki defterin korkunç gürültüsü içinde farkına varılmayan bir vızıldama uzay boşluğu içinde silinerek kayboluyordu. İçimden bir ses: “sivilce patlatmak kadar olmasa da sinek patlatmak da insanı rahatlatıyor” diyordu (galiba bunu içimdeki melek söylüyordu).Ufak bir cenaze-temizlik- merasiminden sonra kefene-peçeteye- sarılmış ceset mezarına-çöp kutusuna- doğru yol alıyordu.

    (KatilMansur…)

    September 05

    Arayış

        Kaç akşam vardır ki hiç bir şey aramadan yürümüşümdür sokaklarda? O günden sonra hangi gün yüzünü aramamışımdır baktığım yüzlerde? Kaç yüz denk gelebilmiş senin yüzünün güzelliğine, hangi gözeler seninki kadar can alıcı bakabilmiş yüzüme? 
        Her güzel yüzde senden bir parça olduğunu varsaydığımda; bir parlak gülüş, hafif bir ışıltı gördüğüm her yüzde sana gelecek bir yol bulduğumda, ırmak ortasındaki taşlardan zıplayarak karşıya geçmek gibi suratlaradan atlayarak sana gelmeye çalıştığımda sanki seni bulacakmışım gibi hissetmeme sebep olan şeyin henüz ne olduğunu anlayamamıştım. Anlamadığım şeyin benim idrak sınırlarımı aşan büyüklükte bir aşk olduğunu öğrendiğimde koca İstanbul'da gitmediğim tek doktor dahi kalmamıştı. Bu büyüklükte bir aşkla başa çıkamayacağımı söyleyen doktorlara inat hala arıyorum yüzünü baktığım her yüzde!
     
             (ArayanMansur...)
    September 02

    ZEVK

     Daha anlatacak çok şeyi olmasına rağmen arkasını dönüp gitti; sövüp saydığı küfürlerden, ellerine tutuşturulan kağıt parçalarından utanarak, pastel renkte makyajını yasemin kokan ıslak mendille silerek yürüdü. Hayatta olmasını nimetten saymadı. Orospu olmanın en tatlı yönü buydu, insan utancından utanç duymuyordu. Ayakkabısının uzun sert topuklarının granit taşlarda çıkardığı sesle birlikte uzun koridorun beyaz duvarlarına sinen gölgesini takip etti. Koridorun sonundaki merdivenlerden aşağı sanki biraz önce bedenini satan o değilmiş gibi, sanki aşağılık bir herifin altında hiç inlememiş gibi indi. Gölgelerin seslerin ve kokuların raksında mide bulandırıcı bir tını değil iç gıdıklayıcı bir nağme vardı, bu yüzden yalnız olmanın sıkıntısından kurtulmak için çaba harcaması gerekmiyordu. Yürüdükçe sallanan saçları, hafiften titreyen göğüsleri ve ahenklice kalçasına çarpan çanta tutmayan eli, içinde bulunduğu durumdan şikayetçi olmasa da küçük pıtırtılar çıkaran yüreği avuca alınmış bir serçe gibi titriyordu. Yatmak, küçük kalbini titretmek için yeterli bir sebep değilken, en utanç verici yatak oyunlarında dahi minik yüreği bu kadar titrememişken şimdi  bu yüreğe ne oluyordu da  gevşek bedenine aldırmadan, annesine küsen küçük bir kız çocuğu gibi köşeye çekilip ağlıyordu?  Zevk aldığından değil de işinin tabiatı gereği inlediği günlerde ne rahattı yüreği. Rol yaptığı için para aldığına inanmak ne güzel bir duyguydu. Bu sefer neden aynısını yapamadı? Neden bir oyunun içinde değil de hayatın içinde gibi hissetti kendini? Acıyla gerilen kasıklarının kendini zehirli bir şerbete boyaması ne utanç verici bir şeydi. Dünyada ki en aşağılık şey, aşağılık bir şeyden zevk almaktı.

    (ZevksizMansur...)