mansur さんのプロフィールBizler Sadece...フォトブログリストその他 ツール ヘルプ

ブログ


4月3日

Hafta

perşembe bulanıklık taşır
salı berraklık
çarşamba doğurur güneşi
cuma karanlık
günler sayesinde bulur
hafta kendini
 
10月22日

Dönemeç

Dönemeçteyim, Haydar Amca'nın dükkanının köşesinden sağa dönünce kaşına çıkan büyük caddenin oratasındaki dönemeçteyim. Ayaktayım, yalnızım, dönemeçteyim ama dönenler: otomobiller. Çikolata kaplı leblebiler var cebimde bir kısmı serçe yumurtasına benziyor bir kısmı koyun gübresine, tiksiniyorum. Üzerime giydiğim kazak beni yeterince ısıtmıyor, yanımdan geçen arabaların soluk ışıklarından medet umuyorum ama nerde ışıklarda o merhamet! Çoğu yüzüme dahi çarpmadan kaçıp gidiyor. Hızla dönen lastik tekerlekler de olmasa...
 
 
   (SoğukMansur...)
10月3日

Birileri Ölürken

Acılar paylaşılınca azalır derler ya, külliyen yalan. Geçenlerde yaşadım ben bunu. Karalar Köyü'nün çamurlu yollarında yürümek yormamışken beni, yaşlı köpeklerin hırıltılı seslerinden korkmamışken, aralık derenin azgın sularından korkmadan atlamışken  mi ölümden korkacağım ben? Ölüm diye her dereye bir köprü kurulmuşken, her gün katar katar insan o köprülerde yol tutarken ben mi ona meydan okuyacağım? Yağmurun yağması gibi kasvet yağarken, köyün semaları gri bulutlarla kapanırken kara çarşafa bürünen kadının çığlığı yırtardı göğümü. Sevginin anlamının arandığı törenlerden birinde, bir yas akşamında bayramını kutladık ölünün. Her ölü gibi umarsız ve habersiz oluşuna aldırmadan şarkılardan çaldığımız matemle süsledik sözlerimizi. Yakılan ağıtların tınısına kendini kaptıran başlar uğuldayan ağaçların çıkardığı sesler gibi ne tarafa sallandığını bilmeden salınırken günün bittiğinin farkında bile değildir. Bol yemişli düğünlerin aksine çayın bile çok görüldüğü bu törenlerde yok sayılan midelerden çıkan tuhaf seslere şahit oldum ben.  Ölüm bu kadar yakından hissedilirken az önce ayakkabılar mezarlığın cıvık çamuruyla kaplanmışken, kasvetli oda, aydınlık koridor ölüm kokusuyla kaplanmışken içerden nefis bir yemek kokusunun gelmesi beklenemezdi tabii. Tüm bu kasvete, tüm bu umarsızlığa rağmen kendi iktidarından taviz vermeyen mideler çay arzusu ile yanarken değişen dünya düzeninden, Amerika’da çıkan ekonomik krizden dem vuran yaşlı başlı adamlardan habersizdim ben. Ne bir kulağımla yanımda komünist komünist konuşan amcayı dinliyordum ne de bir kulağımla telefonumun çalacak olan melodisini. Uzaktaki sevgilinin hayali gözlerimi benden almışken henüz büyümemiş yüreğimin acımasızca hüzünlenmesini bekliyordum. Acı denen şeyin dilde bir tattan ibaret olduğunu sanan insanlara inat acının en onulmazlarını yüreğinde taşıyan ben tüm bu acılara rağmen mutluluğun zirvelerini her istediğimde istediğim gibi yaşıyordum. Dünyanın acımasız olduğunu ve her istediğimizde bize adalet dağıtmayacağını biliyorum, bunu bir hukuk öğrencisi olduğum için değil, ilerde iyi bir hâkim olacağım için  ya da düzenbaz bir avukat olup adaleti yanıltacağım için değil sade ve sadece şu an bu sözü söyleyerek bir nebze olsun günahlarımdan kurtulacağım için söylüyorum.
 
(GünahkarMansur...)  İnan bana tanrım, bu günahlar benim değil!
8月27日

Karışık Kafa

Şerflice sevmek midir hayatın gayesi, hayat sevmeye tutsak edilmiş bir köle mi? Aşk için adanmalı mı bir ömür bir kula, yoksa bir kul da benim deyip sıyrılmalı mı? Büyük olmak için aşk deyip çöllere mi düşmeli yoksa uçsuz bucaksız kuytu bir ormana mı inmeli. Neresinde tutmalı hayatın, neresinde su koyvermeli? "Tuz gölü kurumuş" haberleri yayılırken etrafa gidip kıyısından köşesinden arsa mı parsellemeli? En uyduruk düşüncelerin peşine takılıp, en varılmaz hayalleri mi tahayyül etmeli? Ne olmalı, ne tutmalı...
 
(KarışıkMansur)
8月12日

Yüksel'de Bir Akşam

Dizi yırtık pantolonlar ülkesi
Bol yemişli ağaçlar
Uzun saçlı bülbül yuvası
Piercingli başlar
Yine güzelsin bu akşam
Yüksel caddesi
 
 
Eğer ben şair olsaydım bu da bir şiir olurdu! (ŞiirMansur...)
 
 
7月18日

KAFA YORMALAR

Yağmurun kokusunu duydum sandım bir an, penceredeki tıkırtıya aldanıp “sonunda geldi” dedim. Yıllar yılı beklediğim o’ymuş gibi, bir tek damlasına dahi dokunsam ömrüm boyunca gerçek mutluluğu elde edecekmişim gibi irkildim. Sırılsıklam ıslandığım bir sonbahar akşamında yağmur damlalarının yanaklarımdan aşağı inerken kanına karıştığı gözyaşlarımı, damlaların yanağımda çılgınca sevişişini hatırladım. Hiçbir sevişmemden o damlalar kadar zevk alamadığım hissine kapıldım. Saf su ile tuzlu suyun raksında gizli olan zevki keşfettim.

Ankara’nın karanlık sokaklarında bezgin aşüftelerle düzüşen erkekler; yuvarlak suratlı, yayvan bıyıklı, tıraşlı yüzlü, iri göbekli, kısa boylu pezevenkler; kısacık etekli, koyu makyajlı, fönlü saçlı, kırıtkan orospular; erkekten bozmalar;  dönmeler… Yağmursuz bir gecede insan müsveddeleri…

Bana aşk, para, inanç, şöhret, adalet yerine gerçeği verin. [Henry David Thoreau]

Bana da… (Mansur…)

 

6月22日

Bebeklerden Büyüklere

 
      Suratınızı soktuğunuz abuk subuk şekillerden hoşlandığımızı mı sanıyorsunuz? Ya o abucik gubicik konuşmalardan? Yanlış anlamayın da kuzum siz bizi ne sandınız?
Ağzımızda dilimiz yok diye bize kakalama türkçe öğrettiniz "su"ya "cu" dediniz "gel"e "cel".
Sanki biz açlığı tokluğu bilmiyormuşuz gibi mamaları kaşıkla ağzımıza teptiniz. Sizin yüzünüzden rahtça çiş yapamadık; belimize bez doladınız; üzerimize işedik.
Kaç gece ıslaklıktan uyuyamadık, haberiniz var mı kuzum? Ya yüzlerce kez tekrarladığınız o kelimelere ne demeli? " anne de hadi" "baba de oğluşum". İnanın hayatımızdan bezdirdiniz; vakti gelince söyleyeceğiz dedik sabretmediniz; ya bizi geri zekalı sandınız ya da o kelimeleri hiç söylemeyeceğimizi? Ee, sonunda kuzucuklarım bıktırdınız bizi isyan ettirdiniz! Ne olur kendinize biraz çeki düzen verin.
 
Ben o bebeklerden değilim anneciğim! [mansur]
5月5日

Yorulmak

Sevmek bazen rezilce korkuludur

İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur

Uzunca bir süredir Üstat İlhan’ın yukarıdaki dizelerinde ne kastettiğini idrak edememiştim ta ki o anı, o akşamı yaşayana kadar, iliklerime kadar yorulduğumu anlayana kadar, birdenbire fütursuzca… Öyle bir yorgunluktu ki: acıyı hissetmeyen şeker hastalarının farkında olmadan ölmesi, ölüm için acının görünmesine gerek olmadığının farkına varması gibi… Anlaşılmamak gibi ya da anlatamamak. Öyle bir yorulmak ki tüm emeklerin boşa gittiğini, hayallerin suya düştüğünü anlarsın. Aslında sevginin emek istemediğinin farkına varırsın. Kabuksuz yerküre üzerinde gezinen bir sürü sıradan insan gibi kendi sıradanlığının farkına varırsın. Hayatta tek ve en güzel şeyin uyumak olduğuna kendini inandırırsın. Yalan tadında rüyalarla oyalanmanın zevkli olduğunu uyandığında gördüğün en güzel kıza anlatmak istersin. Bir sürü zırva arasından tek bir zırva seçersin ve ona bir dinmiş gibi inanırsın. Sevgililerinde erdem aramayı bırakıp güzelliğe yönelirsin, en zırva bile olsa en mutlu edici şeyin bu cümlede saklı olduğunu bilirsin: “en güzel kız en iyi sevgilidir” tüm felsefi kavramları hiçe sayarsın ama kimin umurunda, bir kere yola çıkmışsın. “ felsefe sürekli yolda olmaktır” diyen felsefe hocana inat “felsefe yerinde oturmaktır” dersin ya da felsefe kimin umurunda ki…İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur